Gezilecek Yerler

millipark

Milli Park

Samsun Dağı’nın Ege Denizine doğru uzanması ile oluşam Dilek Yarımadası; kumlu, killi, yatık ve yüksek kıyı şekillerine sahip plajlarıyla çok ünlü ve ilgi çeken kıyı özelliğine sahip bir yerdir. Yarımadanın güneyinde bulunan Büyük Menderes Deltası, fiziki özelliklerinden kaynaklı olarak çok sayıda lagün ve bataklıklara sahip uluslararası niteliklerde bir sulak alandır. Tatlı ve tuzlu suların birbirine karıştığı bu lagünler içeriğinde zengin biyolojik çeşitlilik barındırır. Dilek Yarımadası’nın bu zengin ekosisteminde 209 kuş türü görülmektedir. Bölge, nesli tükenmekte olan Tepeli Pelikan türünün en önemli kuluçkalama alanıdır. Bunun dışında, yine dünyada nesli tükenmekte olan Cüce Karabalık türü de burada bulunmaktadır. Milli Park’ın içinde beş adet koy vardır. Tertemiz deniz ve plaja sahip olan Milli Park mavi bayrak almaya hak kazanmıştır

Dilek Yarımadasında bulunan Kuşadası Milli Parkı, dünyadaki eşsiz doğal alanlardan bir tanesidir. Yaklaşık 30 hektarlık bir alana sahip olan Milli Park, bitki ve hayvan çeşitliliği açısından son derece zengin bir bölgedir ve ulusal ve uluslararası alanda koruma altına alınmıştır.

Milli Park, Akdeniz’den Kafkasya’ya kadar kıyılarda yayılım gösteren eşsiz bitkilerin doğal olarak bir arada bulunduğu bir botanik bahçeye sahiptir. Milli Park’ta Akdeniz maki florasının neredeyse bütün bitki türlerinin en canlı ve sağlıklı örnekleri yer almaktadır. Milli Park, Kuzey Anadolu ormanlık yörelerine özgü Anadolu Kestanesinin en güneye indiği, ülkemizde birkaç yerde bulunan Kartopu’nun, Finike Ardıcı’nın, Melez Pırnal Meşesi’nin ve Dallı Servi’nin küçük orman toplulukları meydana getirerek yetiştiği tek yerdir. Milli Parkta 95 familyaya ait 804 adet bitki türü bulunmaktadır ve bu bitkilerden 6 tanesi dünyada sadece burada görünen endemik bitki türlerindendir. Burası nesli tükenmekte olan bitki ve hayvanların yaşadığı bir noktadır bunlardan en önemlileri Akdeniz Foku ve deniz kaplumbağalarıdır.

Bu koylardan bazılarında piknik yerleri de mevcuttur. Muhteşem bir doğaya sahip olan bu alan yılda yaklaşık 700 bin ziyaretçiyi ağırlamaktadır.

Bafa Gölü

Bafa Gölü, Söke’ye 25 km uzaklıkta bulunan Ege bölgesindeki en büyük göldür. Yaklaşık 7000 hektarlık bir alana sahip olan gölün derinliği 25 metredir. Göl adını doğu kıyısında bulunan Bafa Köyü’nden almıştır diğer adı ise Çamiçi Gölüdür. Kuzeyinde Beşparmak Dağları güneyinde ise Labada Dağı bulunan gölün üç tarafı dağlarla çevrilidir. Çevresinde bol miktarda ağaçlık alan olan bölgenin havası çok temizdir..

Ege Denizi’ne 17 km mesaede bulunan göl, eskiden bir körfezidi ve adı Vafi Denizi idi.Fakat Büyük Menderes nehrinin taşıdığı alivyonlar körfezi doldurdu ve denizden ayırdı. Böylece burası bir göl oldu. İlk zamanlar tuzlu olan göl suyu da zamanla tamamen tatlı su haline geldi.

Göl su ürünleri bakımından zengin bir kaynaktı bir zamanlar. Fakat kimse bu göldeki balıkların bir gün tükenebileceğini düşünmedi. Bafa Gölü bölgedeki halkın geçim kaynaklarından biriydi. Yapılan hatalı planlar sonucunda göldeki ekosistemde bozulmalar yaşandı ve göldeki balıklar tükendi.

Gölün çevresi tarihi ve doğal güzellikler bakımından çok zengindir. Antik çağlardan beri yerleşim alanı konumunda olan bölgede Miletos şehri bulunuyordu. Hatta M.Ö. 8. yüzyılda bu şehrin çok önemli bir limana sahip olduğu biliniyor. Bu antik kentin merkezinde bulunan Bafa Gölü’nin çevresinde birçok tarihi ve arkeolojik eser mevcut. Gölün çevresi Miletos şehrinin yıkıntılarıyla dolu. Gölün içinde irili ufaklı adalar bulunmaktadır. Bunlardan bazıları sadece kayalıktan oluşmaktadır. Bazı adaların üzerinde de tarihi kalıntılara rastlanıyor. Bunlardan en önemlileri İkiz Ada, Mehmeet Adası ve Kahve Asar Adasıdır. Gölün kuzeyinde bulunan Mehmet Adası’nda eski bir Bizans köyü ve klise kalıntıları bulunmaktadır. Eski limandan kalan mendirek ise şuan gölün içinde yer almaktadır.

Ayrıca Bafa Gölü yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Türkiye’nin önemli kuş cennetlerinden biri konumundadır ve uluslararası önemli kuş alanları listesindedir.

bafagolu
efesharabeleri

Efes Harabeleri

İlk kuruluş tarihi M.Ö. 6 bin yılına ulaşan Efes Antik Kenti, dünyanın en önemli antik kalıntılarından biridir. Tarih boyunca uygarlık, bilim, kültür, ve sanat alanlarında her zaman önemli rol oynayan Efes, antik dünyanın en önemli merkezlerinden biriydi. Farklı dönemlerde Roma, Yunan ve Türkler’in egemenliği altında bulunmuştur. Kesintisiz olarak yaklaşık 9 bin yıl yerleşim alanı olmuştur. İçinde Artemis Tapınağı, Meryem Ana Evi ve Ashab-ı Kehf yapılarını bulunduran bu eşsiz eser günümüzde İzmir’e bağlı Selçuk ilçesinde bulunmaktadır. Türkiye’nin en önemli turistik yerlerinden biri olan Efes her yıl ortalama 1.5 milyon turist tarafından ziyaret edilmektedir. Şuan Dünya Miras Alanı olan Efes; Çukuriçi Höyük, Ayasuluk Tepesi (Selçuk Kalesi, St. John Bazilikası, İsa Bey Hamamı, İsa Bey Camii, Artemision), Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Evi olmak üzere dört bileşenden oluşmaktadır.

Efes, Helenistik ve Roma dönemlerinin en parlak zamanlarında bulunmuştur. Ünlü Roma imparatoru Augustus zamanında Roma İmparatorluğu’nun Asya Eyeleti başkenti olan Efes 200 bin kişilik kalabalık nüfusa ulaşmıştır. Bu özelliğiyle doğu ile batı arasında geçiş noktası vazifesi gören Efes aynı zamanda dönemin önemli bir liman kentiydi. Yoğun ticari işlerin yapıldığı şehir bu şekilde zenginleşti ve daha da büyüdü, gelişti. Döneminin politik ve ticari anlamda önemli şehirlerinden biri haline geldi.

Anadolu’nun en eski tanrıça geleneği’ne dayalı olan Artemis kültürünün en büyük Artemis Tapınağı da Efes içinde yer almaktaydı bu yüzden önemli bir dinsel merkez haline gelmiştir. Bu tapınak günümüzde Dünyanın Yedi Harikası arasında sayılmaktadır. Tarihte çok önemli bir yere sahip olman Efes; Herakleitos, Artemidoros, Hipponaks, Zenodotos ve Soranos gibi ünlü kişileri de yetiştirmiştir..

Helenistik ve Roma dönemlerinin en üstün kentleşme mimari örneklerinden biridir. Bunlardan en önemlileri, Celsius Kütüphanesi, Yamaç Evler, Tiyatro, Artemision, Meryem Klisesidir. Efes’te en dikkat çeken özelliklerden biri de bütün cadde ve sokakların birbirini dik açıyla kesmesidir. Bu mimarinin kurucusu Hippodamos’tur ve bu mimariye “Izgara Planı” adı verilmektedir..

Meryem Ana Evi

Hristiyanlarca "Panaya Kapulu" olarak bilinen Meryem Ana Evi, İzmir Selçuk’ta bulunan Bülbüldağı’nda İsa’nin annesi Meryem’in son yıllarını St. Jean (Yuhanna) ile birlikte geçirdiğine inanılan kilisedir. Hz. İsa çarmaha gerilmeden kısa bir süre önce annesi Meryem’i havarilerinden biri olan Jean’a teslim etmiştir ve Havari Jean İsa’nın göğe yükselişinden (Ascension) sonra Kudüs’de kalmanın Meryem için tehlikeli olacağını düşündüğü için Meryem’le birlikte Efes’e gelirler. Bu arada St. Jean, Efes’te Hristiyanlık dinini yaymak gibi kutsal bir görevi üstlemiştir. St. Jean Hz. Meryem’i güvenliği için kent halkından saklar ve onu Bülbül Dağları’ndaki bir eve gizler. Hz. Meryem’in son günlerini bu evde geçirdiğine inanılmaktadır ve bu ev Vatikan tarafından Kutsal kabul edilmiştir.

Efes antik kentin üst kapısının yanından geçilerek çıkılan Meryem Ana ören yerinde, Küçük bir Bizans Kilisesi bulunmaktadır. Burada İsa Peygamber’in annesi Meryem’in yaşadığına ve öldüğüne inanılır. Hristiyanlar yanında Müslümanlarca da kutsal sayılır ve ziyaret edilir, hastalara şifa aranır, adaklar adanır.

Efes antik kentinin üst kapısının yanından çıkılan Meryem Ana ören yerinde, küçük bir Bizans Klisesi vardır. Hem Hristiyanlar hem de Müslümanlarca kutsal kabul edilen Meryem Ana Evi birçok ziyaretçi tarafından ziyaret edilir, hastalara şifa aranır, adaklar adanır. Klisenin Meryem Ana Evi adını alması 430lu yılların başında Efes’te toplanan Ekümenik Meclis’in Meryem’in İsa’yı Tanrı’nın oğlu olarak doğurduğuna karar vermesi ile de bağlı olduğu düşünülmektedir.

1891 yılında daha önce Efes’e hiç gelmemiş olan Alman bir rahibenin rüyasında gördüğü Meryem Ana Evi tasvirleri üzerine Lazarist papazlar bölgede kazılar başlatmıştır ve temelleri 1. yüzyılda atıldığı tahmin edilen yapıyı bulmuşlardır. Bu olay Hristiyanlık dünyasında yeni bir buluş olmuştur. Haç planlı ve kubbeli bu yapı daha sonra restore edmiştir. Papa VI. Paul’un 1967’deki ziyaretinden sonra, her sene Ağustos ayının 15. gününde ayinler düzenlenmekte ve bu ayinler Hristiyan alemi tarafından büyük ilgi görmektedir.

meryem-ana
sirince

Şirince

Şirince, İzmir’in Selçuk ilçesine 8 km uzaklıkta bulunan tarihi mimarisini korumayı başarmış küçük turistik bir köydür. Yeşillikler içinde doğayla iç içe bulunan bu köy özgün mimarisini korumuştur. Tarihi dokusu bozulmadan restore edilmiş konakları, taş sokakları ve temiz havasıyla insanları etkileyen bir yapıya sahiptir Şirince. Sıcak kanlı köy halkı ve onların ev sahipliğini üstlendiği küçük şirin pansiyonlarla ziyaretçiler için müthiş bir tatil seçeneği oluşturmaktadır.

Eski adı Kırkanca oluğu rivayet edilir ve bu adın efsanevi bir çağda dağlara vuran kırk kişiye itafen verildiği düşünülür. Bu isim Rum telafuzunda Kirkice, Kirkince ve nihayet Çirkince gibi biçimlerde kullanılmıştır. Yıllar önce nüfusu 2 bin olmayan bir Rum köyü iken, mübadele sonrası Selanik’ten getirilen göçmenler buraya yerleştirilmiştir. O zamanlar Çirkince olarak adlandırılan bu köy, dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik’in talimatı ile Şirince olarak değiştirilmiştir.

Şirince köyünün eski kaynaklarda ' Dağ' daki Efes' veya 'Eski Efes' adı ile anılması, bu köyün köklü bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Küçük Menderes deltasında üreyen sivrisineklerden kaçan Efesliler, yaz aylarında Şirince'de yaşarlarmış.

Şirince köyü eski kaynaklarda ‘’Dağdaki Efes’’ ve ‘’Eski Efes’’ olarak adlandırılması bu köyün köklü bir tarihe sahip olduğunun bir göstergesidir. Eski zamanlarda, Efes’te yaşayan halk, yaz aylarında Küçük Menderes deltasında üreyen sivrisineklerden kaçarak Şirince’ye gelirlermiş. Kuşadasına 28 km, Efes’e 11 km ve Selçuğa 8 km uzaklıkta bulunan bu şirin köy, gerek konumu gerek eşsiz mimarisi ile günümüzde yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline gelmişir.

Şirince’de tarih boyunca bağcılık, zeytincilik gibi tarım faaliyetlerinde bulunulmuştur. Günümüzde de köyde ekolojik tarım yapılmaktadır. Daha sonraları meyve üretimine de yoğunluk verilmiştir ve günümüzde kendi adı ile bilinen meyveli Şirince şarapları Türkiye’de hatrı sayılır bir üne sahiptir.

Selçuk

Selçuk, Ege bölgesinin batısında İzmir Aydın karayolu üzerinde bulunan, İzmir’in bir ilçesidir. Denize ve pırıl pırıl kumsala sahip Efes Sahili’ne uzaklığı ise 9 kmdir. Selçuk’ta klasik Akdeniz iklimi görülmektedir, yazları çok sıcak kışları ise ılıman geçer. Turizmin yanı sıra pamuk, zeytin, üzüm, şeftali ve narenciiye tarımıyla da ünlüdür. Otellerinin yatak kapasitesi ise yaklaşık olarak 10 bin civarıdır.

Selçuk’un tarihçesi Efes Antik Kenti’nin kuruluşu olan M.Ö. 6 bin yılına dayanmaktadır. Efes o çağlarda doğu ile batı arasındaki bir geçiş kapısı konumundaydı ve önemli bir liman kentiydi. Selçuk antik çağlarda önemli bir yerleşim yeriydi ve buradaki tarihi yapıların büyük çoğunluğu hala dimdik ayaktadır..

Selçuk tarih turizmi açısından çok önemli kentlerden biridir. Efes, Meryem Ana Evi, Şirince Köyü, Artemis Tapınağı, İsa Bey Camii, Yediuyuyanlar, ören yerleri ve Efes Arkeoloji Müzesi Selçuk’ta bulunmaktadır. Ayrıca Selçuk, dünyanın en büyük açık hava müzelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Selçuk’un bir diğer önemli özelliği ise, üç önemli dinin yayılması ve genişlemesini sağlamış olmasıdır. Putperestlik dönemlerinde burası bir Paganizm mekeziyken, dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Artemis Tapınağı burada inşa edilmiştir. İlk Hristiyanlık Dönemine gelindiğinde ise, St. John ve havarilerinin bu topraklardan tüm dünyaya yaydığı Hıristiyanlık, ve bu dönemin en iyi örnekleri olan Meryem Ana Evi, Meryem Kilisesi, St. John Kilisesi inşa edilmiştir. İslamiyet Dönemini temsil eden İsa Bey Cami yine Selçuk’ta bulunmaktadır.

Selçuk, günümüzde gerek tarihi gerek doğal güzellikleriyle her yıl birçok yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen bir yerdir. Burada yapılan etkinlikler de çok çeşitlilik gösterir. Selçuk’ta her yıl Ocak Ayı'nın üçüncü pazarı Deve Güreşleri Festivali, Mayıs Ayı'nın ilk pazar gününde Geleneksel Yağlı Pehlivan Güreşleri, Eylül ayının ilk haftasında Uluslararası Selçuk-Efes Kültür, Sanat ve Turizm Festivali yapılmaktadır. Bunlar dışında Efes Antik Kentinde düzenlenen konserler sanat ve tarih severler tarafınfan büyük ilgi görmektedir.

selcuk
didim

Didim

Didim, Kuşadası’nın güneyinde bulunan Aydın ilinin bir ilçesidir ve çok önemli bir tatil merkezidir. Güllük Körfezi’ni çevreleyen iki yarımadadan birisinin üzerinde yer alan Didim, diğer yarımada ise Bodrumdur, 53 kilometrelik bir sahil şeridine sahiptir. Çoğunluğu kum olan birbirinden güzel onlarca koya sahiptir. Bu koylardan en öenmlisi ise, Didim merkezdeki oteller bölgesinin önünde uzanan ve Ege’nin dünyaca ünlü plajı olan Altınkum Plajıdır. Bu plaj mavi bayrağa sahip tertemiz bir plajdır. Maviyle yeşilin iç içe geçtiği bu güzel tatil yeri sürekli olarak gelişmekte ve güzelleşmektedir. Tarihi ve doğal güzellikler bakımından son derece değerli olan Didim, özellikle son 15 yılda yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline gelmiştir.

Antik çağlarda Didim heykellerle bağlı bir yol ile Milet şehrine bağlı idi. Günümüzde Didim, çok değerli tarihi eserleri, ören yerleri ve sahil şeridi ile dünya çapında ünlü turistik bir yerdir. Bu eserlerden en önemlileri Apollon Tapınağı, Kutsal Yol, Milet ve Priene Antik Kentidir.

Didim, havasındaki çok az nem oranı ile solunum rahatsızlıkları olanlar için de dünyadaki iki ideal şehirden biridir. Oldukça sıcak bir iklim kuşağında olmasına karşın, düşük nem oranıyla yaz aylarında sıcaktan bunalan insanlar için de iyi bir seçenek oluşturmaktadır. Bölgedeki çok sayıda turistik tesis her zevke ve bütçeye uygun, pansiyondan otellere, kamp alanlarına ve tatil köylerine farklı seçenekler mevcuttur.

Yerleşik nüfursu 60 bine civarında olan Didim, yaz aylarında bölgeye tatil yapmaya gelen yerli ve yabancı turistlerle 200 bine ulaşmaktadır. Bu bölge aynı zamanda Türkiye’nin farklı kültürlerinden gelmiş insanları aynı anda bünyesinde barındıran kozmopolit bir yerdir. Hatta başta İngilizler olmak üzere, Avrupanın farklı şehirlerinden çok sayıda insan emeklilik dönemlerinde Didim’e yerleşmektedir.

Didim’de tatilinizi denizin tadını çıkararak, tekne turları ile büyülü koylar keşfederek, su sporları yaparak ya da bölgedeki tarihi alanları gezerek değerlendirebilirsiniz

Pamukkale

Pamukkale, Denizli şehrinde Büyük Menderes havzasının içinde bulunan antik bir şehir kalıntısıdır.

Antik çağlarda adı Hierapolis olan bu kutsal şehrin kalesi günümüzde Denizli’nin Ecirli Köyü’nün yakınlarında bulunuyor. Bu antik şehrin başlıca kalıntıları ise Antik Havuz, Antik Tiyatro, Arkeoloji Müzesidir.

Pamukkale traverterlerinin hemen üst tarafında bulunan M.Ö. 2.yüzyıldan kalma bu Antik Havuz, Kleopatra Havuzu olarak biliniyor ve UNESCO koruması altında bulunuyor. Ziyaretçiler antik çağlardan kalma bu havuza girip yüzebiliyorlar

Buraya 5-10 km mesafede Laodikya antik kenti bulunuyor ve yine 5 km ilerisinde uluslararası bir termal merkez olan Karahayıt vardır. Burada da beş yıldızlı termal oteller ve kaplıcalar misafirlerine şifa vermek için bekliyor.

Pamukkale adı, kireçli suların çökmesi ile meydana gelen adeta pamuğa benzeyen bembeyaz taşlarından gelmektedir. Bu özelliği ile Pamukkale, dünyaca bilinen yerli ve yabancı turistlerin oldukça ilgisini çeken turistik bir yerdir.

Pamukkale kaynak sularının kirecinden oluşan bir tepedir ve Türkiye’nin en tanınmış doğa harikasıdır.

Uzunluğu 2700 metre yüksekliği ise 169 metredir. Bu doğal güzelliğinin yanı sıra, Pamukkale ilkçağlarda önemli bir şehir olan Hierapolis şehrinin kalıntılarıyla da tarihi bir öneme de sahiptir.

Ayrıca Pamukkale’de öldürücü bir takım gazların yayıldığı Şaron Mağarası da çok ünlü bir yerdir.

pamukkale
samos

Samos

Sisam Adası, Türkiye’ye en yakın kanumda bulunan Yunan adasıdır ve Yunanistan’ın en güzel tatil yerlerinden bir tanesidir. Yunanca adı Vathy olan Sisam Adası, Aydın şehrinin Kuşadası ilçesinde bulunan Dilek Yarımadası’na oldukça yakındır.

Kuşadası ve Sisam’dan gün içinde karşılıklı olarak 90 dakikalık feribot seferleri düzenlenmektedir. Sisam Adası İzmir’in Gümüldür ilçesinden de rahatlıkla görünebilmektedir ve Tavşan Adası’nın tam karşısında bulunmaktadır.

Antik çağlarda önemli kültürel ve ticari bir merkez olan bu ada, o zamanlardan günümüzde kalmış çok sayıda tarihi eser ve kalıntılara sahiptir. Bunlar arasında, kente su taşımak için M.Ö. 6. yüzyılda yapılan bir su tüneli, Hera Tapınağı, herkesin Türkçe konuştuğu Karaveli Köyü, Yenikarlovası balıkçı kasabası bulunmaktadır. Ayrıca adada antik yerleşim yerlerinde bulunmuş olan tarihi eserlerin sergilendiği bir de Arkeoloji Müzesi de vardır.

Müthiş bir denize sahip olan Sisam Adası, güzel plajlara ve birbirinden eşsiz koylara sahiptir. Bu özellikleriyle de deniz tutkunları için ideal bir tatil merkezidir. Sahil boyunca sıralanmış birbirinden güzel ve şirin kafeleri ile Sisam Adası her zaman canlı ve cıvıl cıvıldır

Ünlü tarihi kişiliklerden Pisagor ve Aristarkus bu adada doğmuştur. Ve Sisam Adası Yunanistan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan en son aldığı toprak parçasıdır.